Biliyordum hep sana yürüdüğümü,çıkmaz sokaklarla karşılaştığımda hep sen için üzüldüğümü,sen için acı çektiğimi ve sen için ‘’ben’’ olmaya çalıştığımı…
Acının tüm ışıkları söndürdüğü o sert karanlık mekanlarda,haykırışlardan başka seslerin egemen olmadığı o anlarda içimde taşıdığım umudun hep sen olduğunu biliyordum!..
Başka olaylar,başka kişiler,başka zamanlar beni sana taşımak için varolmuşlar sanki…Acıyla sevişip utanmam,zırhsız biçimde 90 derecelik aç(C)ıyla karanlığa gömülmem,karşı kıyıdan olmanın yarattığı o buruk hüznü taşımaya çalışmam hep sen içindi…
Ve biliyorum artık beni ‘’ben’’ olgusuna taşıyacak tek varlığın sen olduğunu!Sensiz dönemlerde aşina olduğum o kısır acıya bulanmak yerine senle derin sularda nefesimi yaşatmak istiyorum.Tehlikeli,cesur,ürkek,kontrollü...
Damarlarımın her bir noktasına yayılırken sen, içimde bir yerlerde dağılıp kaybolmuş mutluluk parçalarına çarpıyorsun.Sızlıyor,titretiyorlar…Ve her geçen gün daha fazlasını ele geçirip bana sunuyorsun…
İçim dışım mutluluk
İçim dışım sen
Ve
İçim dışım ben oluyor…
29 Mart 2008 Cumartesi
Üç Defin


Duygu,aldatma,anlık olayların hayatımıza etkisi,kadın-erkek ilişkileri,bir kadınla bir erkeğin ilişkiden ve hayattan bekledikleri ve her ikisininde hayattaki konumları gibi pek çok önemli olguyu sorgulayan ve nihayetinde bir sonuca ulaşan başarılı bir film
(Bazı filmlerde sorgulanan olgular filmin son bulmasıyla sona ermez.ya izleyene bırakılır(ki bu yönetmenin tercihidir).ya da o kadar çok duruma amatörce değinilmiştir ki filmin sonunda dağınıklık ve karşıklık yüzünden herhangi bir sonuca ulaşılamaz.)
Gelelim filmin bu olgulara nasıl değindiğine ve nasıl bir sonuca ulaştığına...
Hayatındaki rengin sadece siyah beyaz olduğu tipik genç bir erkek.İş dışında
sevgilisiyle seks yapmak ya da masturbasyon yaparken daha başka kişileri hayal etmek onun hayatındaki tek renkli durum denilebilinir.Bir yerlerde kaybolmuş özünde duygusalllığı hisseden ama toplumun kalıplarıyla şekillendiği için bu karanlık ama özgür alanından sıyrılması zorunlulugu hissedip hayatına sıradan biçimde devam eden bir karakter.
Gelelim eşine...Sevgilisini sevsede paylaşımların darlığı ve ilişkide konumlandırmaların arasındaki uçurum yüzünden hayatının ve ilişkinin sıradanlığını kabullenemeyen genç bir kadın.
Nihayetinde genç kadın tarafından gerçekleştirilen bir aldatma...
Ve eşinin onu aldattığı adamı,masturbasyon yaparken anlık bir ses uğruna ateş ettiği bölgede vuran genç adam...
Sıradan ve körelmiş bir yaşamda tek renkli yanın cinsellik olabilceğini(kaldı ki bu sıradanlıktan kaçışın en basit biçimde yaşanacagı alandır.İş ki bu olayı duygularda uygulamaya dökebilmektir),kalıplaştırma ve aslında hepimizin birbirimize yüklediği zorunluluklar yüüzünden duygularımızı yaşayamadığımızı üstüne anlık olaylarla büyük sonuçlara mahruz kalacağımızı,biten ya da bitmesi gereken durumlarında elbet sonlanacağını gözler önüne temiz,titiz ve net bir şekilde seriyor yapıt...
Ve sonunda çift yaşamlarını baştan aşağı değiştirme zorunluluğunu(ki burada bile bir zorunluluk var)taşıyarak yaşamlarına ayrı ayrı devam ediyorlar...
Tüya'nın Evliliği

Film step bölgesinin tam ortasında kavga eden iki çocuğu çığlıkları ile ayırmaya çalışan kadının çaresiz duruşuyla açılır.Ve bir kadına ait kırılganlığı takınıp çadırına kapanan kadının bakışlarıyla ilk sahne sona erer.Film ilk sahnesi ve diğer bölümlerinde anlatmak istedikleriyle tezatlık oluşturup aslında izleyicileri daha baştan şaşırtmaya kararlı gibi görünür...
Sessiz sakin göçebe yaşamına tanık oluruz ilk sahnenin ardındaki dakikalarda.İlk sahneyle bu görüntüler arasında bağlantı kurmaya çalışırken tüya ve eşinin arasında geçen replikle azda olsa bu zor bağlantıyı bir şekilde çözmüş bulunuruz.
Eşinin sakat kalması sebebiyle tüm yüklerin üstünde olduğu güçlü ve kararlı bir kadın belirir gözümüzün önünde.Erkek-kadın ayrımını fiziksel güçe indirgeyen kişilere inat göçebe yaşamına erkeğin uyum sağladığı şekilde hayatına devam etmeye çalışan güçlü bir kadın...
Tüm bu zorluklar nedeniyle yorgun düşer tüya.Ve gözlerini açtığı sahne bir hastane odasıdır.Yan odada ise doktorla eşinin ablası arasında bir konuşma gerçekleşmektedir.Emperyalizmin,moğolistanın kuzey batısındakı göçebe yaşamına kadar yayıldığını doktorun karşısında sigara içerek konuşan ablanın tavırlarında görürüz.Doktorun konuşmasında tüyanın kendisini daha fazla yormaması gerektiğini,yorarsa tıpkı eşi gibi kendisininde sakat kalacağını duyarız.Ve zihnimizde kadın-erkek ayrımındaki fiziksel güç farkının doğru mu yanlış mı olduğu silsilesine yakalanırız.Şu dakikalarda bu ayrımın yanlış olduğunu destekleyecek tek materyalin ''eşide sakatlandı ama...'' gibi bir cümle olduğunu biliriz...
Emperyalizmin yayılışını kanıtlayan sahnenin hemen ardından ona paralel olarak gelen sahnelerde tüyanın herhangi biriyle evlenmesi gerektiğini belirten repliklerle karşı karşıya kalırız.Tüya bir başkasıyla evlenmek istemediğini,bu durumu bir şekilde halledeceğini belirtir durur.Güçlü tavrından ödün vermeyerek...Ve pek çok insan gibi doğanın kanunlarına yenik düştüğünü sanırız evliliği düşünmeye başladığı dakikalarda.
Pek çok isteyen gelir evlerine ama tüya güçünü ortaya koyarak karşısındaki kişilere pek çok şart koşar.Eşininde yanında olması gerektiğni belirtir...İçimiz birazda olsa rahatlar aslında .Doğanın kanunlarına bu durumda bile tamamen yenilmediğini görürüz bu şartlarında.
Eş zamanlarda aile dostunun sorunlarına da tanık oluruz.Eşi için köşeyi dönmeye çalışan tipik erkek...Ve eşinden tek dilediği para olan sıradan bir kadın.Tüyanın bu duruma yaklaşımında bile bu iki kadın arasındakı uçurumu hissederiz.
Tüyanın şartlarını kabul etmeyen pek çok isteyici gelir geçer film karesinde.Ve hiç birisinde tüya umutsuzluğa düşüp şartlarından ödün vermez.Tüyanın bu kararlığından ve güçünden etkilenen aile dostuyla bir yakınlaşma sezinleriz ilerleyen dakikalarda.Evet kaçan eşine inat ve tüyadan etkilenmesinden dolayı aile dostunun tüyaya evlilik teklifinde bulunmasını bekler dururuz(bir yanımız hiç istemese de!)
Tüm bu isteklerimiz sürerken tüya günlük işlerine sakatlık tehlikesini bile önemsemeden devam ettiği bir günde okul arkadaşıyla karşılasır.Tüya ve tüyaya çocukluğunda aşık olan kişinin birbirlerine hayat hikayelerini anlatmalarını izleriz.Zengin ve tüyaya eskiden aşık olan adam tüyayı bu durumdan kurtarabileceğini(ki kurtarmak tüyanın duruşuna karşı tezatlık oluşturan bir yaklaşım.İlerleyen dakikalarda bu yaklaşımın zayıflığını göreceğiz.)belirtir.
Tüya ve ailesindeki diğer bireylerin değişecek yaşamı için planlar hazırlanmaya başlar.Ne yapsa da eşini yanına alamaz tüya.İyi bir kimsesizler evine yerleştirilir eşi.Teslimiyetin gerçekleştiği dakikalarda eşi ve tüyanın kimsesizler evinde veda etme sahnesinde bir şeyleri görürüz arka bölümlerde.Teslimiyete neden olan bu ayrımın kanıtlayıcısıdır gördüklerimiz.Bilinçdışı çiftin bu vedaya gülümsemesi ve çiffteki bayanın elma(?) yemesidir gördüklerimiz.
Tüyanın yapılanlar adına bedel ödeme şeklinde yaklaşıldığı tavırlara karşı koyuşunu görürüz evliliğin ilk gecesi gerçekleşen yatak sahnelerinde.Eş zamanlı dakikalarda ise ölmesinin tek kurtuluş olduğunu,ailesinin mahruz kaldığı tüm bu kötü durumlarının nedeni olarak kendisini gören eşinin intihar sahnesiyle sarsırılırız.
Tüm her şeye rağmen güçlü durmaya çalışan tüya her iki yönde de hüsranla karşılaşmaktadır.Kendisini kurtarılması gereken zayıf bir kadın olarak gören yeni eşi-eski arkadaşı ve tüm çabaları görmezden gelip basitçe her şeyden sıyrılmaya çalışmış ama başaramamış eski,sakat eşi...
Karşı karşıya kaldığı tüm bu tavırların ona göre olmadığını biliriz zaten.Ve tüyanın eski evine geri döndüğünü gördüğümüzde içimiz rahatlar.Yine eski günler gibi yaşamına devam etmeye çalışır.Bilir aslında tüm her şeye karşı gösterecek gücünün yeterli olmadığını.Yine de bir şekilde teslim olmaz hiç bir şeye...
Filmin ortasında beklediğimiz aile dostuyla tüyanın yakınlaşmasını bu dakikalarda izleriz.Tüyayı kurtarılması gereken bir kadın olarak görmeyen,sadece birbirini tamamlaması gereken iki kişiden birisi olduğuna inanan aile dostu tüyaya evlilik teklifi eder.Yaşadıkları ve yaşayacak olduklarını düşünen tüyanın yanıtı beklediğimiz gibi ''evet''tir.
Evliliğin gerçekleşiceği gün filmin ilk karesinde gördüğümüz iki çocuğun birbiriyle olan kavgasını tekrar izlemeye başlarız.Ve tüya odasına kapanır kırılganlığını yanına alarak...Biliriz artık bu bir teslimiyet değildir.Doğaya her koşulda meydan okumaya çalışmış,eşinden ve evleniceği aile dostundan daha güçlü bir kadının isyanıdır bu kapanış...
Aylin Aslım

Kızıl saçlı hassas,kırılgan ama bir o kadarda güçlü büyüleyici güzellik,ender kaliteli vokallerden...
''Sen gibi'' şarkısıyla kırılganlığın,saflığın dibine vurup bünyede melankolik rüzgarlar estirmiş klibindeki gibi kişinin kendisini sokağa atma hissiyatı uyandırmıştı...
''Zor günler'' şarkısıyla umuda büründürüp etrafımızdaki her şeyi tekrar gözden geçirip sarılmamızı sağladı...
''Kimdi giden kimdi kalan''şarkısıyla ilişkileri sorgulayıp gidenin kim kalannın kim,bunun getirisi ne vb sürüsüyle ciddi soruyu sordurup zihni allak bullak etmiştir...En sonunda iç burkar biçimde fısıldadığı ''Ötekini incitmeden'' söz öbeğini beynimizde kanlı canlı hale getirmeye neden olmuştur...İstesekte onun gibi fısıldayamayız ya...Bu bile acıtır insanı zamanı gelince...
''Bir çocuk sevdim''coverıyla söz ve ses uyumunun nasıl olabilceğini kanıtlamış aşkın beyindeki yansımadan başka bir şey olmadığını gözler önüne serip hayali bir çocuğa aşık etmiştir...
''Ahh'' şarkısıyla ayrılığın ilk dönemleri ya da ilk dönemlerindende daha sancılı geçen dönemlerinde baş misafirimiz olup insanı şizofrenliğe sürükleyebilcek kadar melankolik ve nevrotik bir tavır içinde cıkmıştı karşımıza...Şarkıda zaman zaman fısıldadığı,zaman zaman çatallaştıgı sesiyle ağrı çeken kalbe bir yumrukta bu şarkıyla kendisi indirmiştir...
''Bazı yalanlar''coverıyla acı çekmiş,kanamış,kanatmış ama hala dik durmaya çalışan tarafın ilerleyen ilişkilerdeki aşılamayacak ciddi sorunları,engelleri,tökezlemeleri farkedip bunları nasıl dile getirdiğinin,getirmesi gerektiğinin altını çizmişti adeta...
''Böyledir bu işler'' diyip ilişkilerde,hayatta,siyasette kaya etkisi yaratan kadın-erkek ayrımını,birbirlerine bakış açılarını,birbirlerinden bekledikleri ve olması gereken tezatlığı mizahi bir dille sunup kendisini alkışlama hissi yaratmıştı...
İlişkiyi,kişiyi yıkan hataları naif biçimde nasıl affedebilirizin anahtarı olarak güzellikler melodisi olan ''Olduğun gibi''yi bize armağan olarak sunmuştu...
Hala,gözyaşlarımızı bitti mi sandın?,yüzünde yaşam izleri vardı gibi coverlarıyla ülkede cover yapması gereken iki üç kişiden biri olduğunu her defasında dinleyicilere göstermiş;güldünya şarkısıyla rock müziğin olmazsa olmazı protest,gerçeklere karşı eleştirisel bakışın nasıl olması gerektiğini estetik bir dille bizlere sunmuştur...
''Artık gel nerdeysen''deyip dahada olgun işlerini sunacağı albümü sabırsızlıkla beklemekteyim...O iç burkan hüzünlü bakışların ev sahibi güzel gözlerindende öperek sonlandırmaktayım yazıyı...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
